Türkiye’de binlerce kişi kalp çarpıntısı şikâyetiyle hastanelere başvuruyor, çoğu “stres”, “anksiyete” ya da “panik atak” tanısıyla evine gönderiliyor. Oysa uzmanlar uyarıyor: Bu çarpıntı, beyne giden ana damarlardan gelen bir alarm olabilir.
Şah damarları, kalpten çıkan kanı beyne taşıyan en hayati damarların başında geliyor. Bu damarlarda oluşan daralma ya da tıkanıklık, uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerliyor. Ancak dolaşım sistemi zorlandığında kalp bu yükü telafi etmeye çalışıyor ve ortaya ani, düzensiz ve korkutucu çarpıntılar çıkıyor.
Son yıllarda yapılan değerlendirmeler, kalp çarpıntısı yaşayan birçok hastada asıl sorunun kalpte değil, boyun damarlarında olabileceğini gösteriyor. Şah damarı tıkanıklığı, kalbin daha fazla çalışmasına neden olurken; baş dönmesi, halsizlik, geçici görme kaybı ve uyuşmalarla kendini belli edebiliyor.
Asıl tehlike ise çarpıntının “önemsiz” sanılması. Uzmanlara göre, bu durum çoğu vakada felçten önceki son uyarı olarak ortaya çıkıyor. Konuşma bozukluğu, yüzde kayma ya da kol ve bacakta güçsüzlük yaşandığında ise tablo artık geri dönülmez hale gelebiliyor.
Risk grubu geniş: Yüksek tansiyon hastaları, kolesterol problemi olanlar, diyabet hastaları ve sigara kullananlar bu sessiz tehdidin tam merkezinde. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde şah damarı tıkanıklığı toplum sağlığı açısından bir kriz haline gelmiş durumda.
Uzmanlar açık konuşuyor: “Kalp çarpıntısı psikolojik denilip geçiştirilemez.” Basit bir boyun ultrasonu ile dakikalar içinde tespit edilebilen bu sorun, erken yakalandığında kontrol altına alınabiliyor. Ancak geç kalındığında bedeli ağır oluyor.
Bugün yaşanan birçok ani felç ve kalp krizi vakasının arkasında, yıllarca fark edilmeyen şah damarı tıkanıklıkları olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle uzmanlar, çarpıntı şikâyetiyle başvuran her hastada sadece kalbin değil, beyni besleyen damarların da mutlaka incelenmesi gerektiğini vurguluyor.
Kalbin çarpıntısı bazen bir korku değil, bir uyarıdır.
Ve bu uyarı duyulmazsa, bedeli Hayat ‘la ödenebilir.
