Değerli Dostlar bugünkü yazımın konusu, “Akdeniz Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi" hakkında
Akdeniz Üniversitesi’nde Görünmeyen Duvar: Eleştiriden Kaçan Yönetim, Cevapsız Kalan İddialar
Bir üniversitenin gerçek gücü, binalarının büyüklüğüyle değil; eleştiriye ne kadar tahammül edebildiğiyle ölçülür.
Çünkü üniversite, sorgulamanın evidir.
Eğer bir üniversite yönetimi eleştirel haberlere karşı refleks olarak gazetecileri görmezden gelmeyi, iletişim kanallarını kapatmayı ve sessizliğe gömülmeyi seçiyorsa, orada artık sadece bir iletişim krizi değil, bir yönetim anlayışı sorunu vardır.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan hakkında yaptığımız eleştirel haberlerin ardından yaşananlar tam olarak bunu gösteriyor.
“BASIN MAİL” listesinden çıkarılmak, iletişimin kesilmesi ve kamuoyunu ilgilendiren sorulara yanıt verilmemesi…
Bunlar küçük ayrıntılar değil.
Bunlar şeffaflıktan sistematik bir kaçışın işaretleri.
Ve gazetecilik tam da burada başlar.
Üniversite Koridorlarında Dolaşan İddialar
Akdeniz Üniversitesi ve Tıp Fakültesi hakkında uzun süredir haber merkezlerine ulaşan ciddi iddialar var.
Öğrencilerden ve bazı akademik çevrelerden gelen şikâyetlerde; mobbing, etik dışı davranışlar ve yönetim baskısı gibi konular dile getiriliyor.
Bu iddiaların varlığı bile tek başına alarm zillerinin çalması için yeterlidir.
En çarpıcı olan ise şu:
Bu iddialar kamuoyunda konuşulmasına rağmen üniversite yönetiminden tatmin edici, şeffaf ve kapsamlı bir açıklama gelmemesi.
Bir eğitim kurumunda öğrencilerin güvenliği ve onuru tartışma konusu haline gelmişse, yönetimin görevi sessiz kalmak değil; derhal bağımsız ve denetlenebilir soruşturma mekanizmalarını işletmektir.
Sessizlik, iddiaları ortadan kaldırmaz.
Aksine, onları büyütür ve kuruma olan güveni aşındırır.
Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmek söz konusu değil. Ancak kamuoyunun bilmek istediği temel sorular var:
- Bu iddialar hakkında resmi bir inceleme başlatıldı mı?
- Öğrencilerin güvenliğini sağlayacak somut adımlar atıldı mı?
- Üniversite yönetimi neden şeffaf bir bilgilendirme yapmaktan kaçınıyor?
Cevap bekleyen sorular çoğalıyor.
Yönetim Anlayışı mı, Kapalı Devre Sistem mi?
Üniversite içinde yönetim kadroları ve danışmanlık mekanizmalarına ilişkin de ciddi tartışmalar var.
İddialara göre, karar alma süreçleri dar bir çevrede şekilleniyor ve üniversite içinde oluşan yapı, kurumsal şeffaflıktan uzak bir görüntü çiziyor.
Üniversiteler kişisel yönetim alanları değildir.
Onlar kamu kaynaklarıyla ayakta duran, topluma karşı sorumlu kurumlardır.
Danışmanlık sistemleri, idari yapılanma ve kampüs içi uygulamalar hakkında net ve erişilebilir bilgi sunulmaması, doğal olarak kamuoyunda kuşku yaratıyor.
Şeffaflık eksikliği, her zaman aynı sonucu doğurur:
Güven erozyonu.
Basından Kaçarak Gerçeklerden Kaçılamaz
Bir üniversite rektörünün eleştirel gazetecilerle yüzleşmek yerine mesafe koymayı tercih etmesi, kişisel bir tercih olabilir.
Ancak bu tercih, yönettiği kurumun kamuoyundaki algısını doğrudan etkiler.
Basın, bir kurumun düşmanı değildir.
Basın, kamunun denetim mekanizmasının bir parçasıdır.
Eleştirel gazeteciliği dışlamak, sorunları ortadan kaldırmaz.
Sadece daha görünür hale getirir. Her kapatılan kapı, dışarıdaki şüpheyi büyütür.
Bugün Akdeniz Üniversitesi yönetiminin karşı karşıya olduğu mesele bir imaj sorunu değil.
Bu, kurumsal güven meselesidir.
Ve güven, ancak açık kapı politikasıyla, denetlenebilir süreçlerle ve cesur bir şeffaflıkla yeniden inşa edilebilir.
Asıl Soru: Kim Denetliyor?
Türkiye’de üniversiteler sadece akademik kurumlar değil; aynı zamanda büyük idari ve mali yapılardır.
Bu nedenle denetim ve hesap verebilirlik hayati önem taşır.
Akdeniz Üniversitesi özelinde yükselen tartışmaların odağında şu temel soru var:
Bu kurumda etkin bir iç denetim ve bağımsız kontrol mekanizması işliyor mu?
Eğer işliyorsa, kamuoyu neden sonuçlarını bilmiyor?
Eğer işlemiyorsa, bu boşluğun sorumluluğunu kim üstlenecek?
Bu sorular sadece gazetecilerin değil, öğrencilerin, akademisyenlerin ve ailelerin de sorusu.
Sessizlik En Büyük Risk
Bir kurum için en büyük tehlike eleştirilmek değildir.
En büyük tehlike, eleştiriler karşısında sessizliğe sığınmaktır.
Çünkü sessizlik, söylentilerin en verimli zeminidir. Ve bir üniversitenin itibarı, söylentilerle değil; şeffaflıkla korunur.
Akdeniz Üniversitesi gibi köklü bir kurumun ihtiyacı olan şey, eleştiriden kaçmak değil; eleştiriyle yüzleşmektir.
Bağımsız incelemeler, açık iletişim ve hesap verebilirlik…
Bunlar zayıflık değil, kurumsal güç göstergesidir.
Üniversiteler Toplumundur
Üniversiteler kimsenin kişisel alanı değildir.
Onlar toplumun ortak aklıdır. Bu nedenle kamuoyunun soru sorma hakkı vardır ve bu hak vazgeçilmezdir.
Gazetecilik de tam burada durur:
Soru sormakta, iz sürmekte ve cevap aramakta.
Akdeniz Üniversitesi yönetimi ister hoşlansın ister hoşlanmasın, bu sorular sorulmaya devam edecek.
Çünkü mesele kişiler değil; gençlerin eğitim aldığı bir kurumun geleceğidir.
Ve o gelecek, sessizlikle değil; gerçeklerle korunur.
