Bugün 8 Mart.
Dünya Kadınlar Günü.
Yine aynı sahne kuruluyor.
Kürsüler hazırlanıyor, mikrofonlar açılıyor, protokol konuşmaları başlıyor. Kurumlar mesaj yayımlıyor, sosyal medya çiçekli kutlama görselleriyle doluyor. Kadınların ne kadar değerli olduğundan, toplumun temel direği olduğundan, anneliğin kutsallığından bahsediliyor.
Kısacası yine çok güzel sözler söyleniyor.
Ama o sözlerin hemen yanında, gerçek hayat bütün sertliğiyle duruyor.
Her gün bir kadının öldürüldüğü haberinin gölgesinde konuşuyoruz 8 Mart’ı.
Her gün televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada bir kadının hayatının yarım bırakıldığı haberleriyle uyanıyoruz.
Bir tarafta kürsülerden “kadın çok kıymetlidir” deniyor…
Diğer tarafta bir kadın daha hayattan koparılıyor.
Bir tarafta “kadınlar baş tacıdır” deniyor…
Diğer tarafta kadınlar evlerinde şiddet görüyor.
Bir tarafta çiçekler dağıtılıyor…
Diğer tarafta kadınlar hayatın en ağır ekonomik yüklerinden biriyle mücadele ediyor.
Sabah erkenden kalkıp çocuklarına kahvaltı hazırlayan, mutfağında hesap yapan, pazarda fileyi nasıl dolduracağını düşünen milyonlarca kadın var bu ülkede.
Ekonomik savaşın en ağır yükünü çoğu zaman kadınlar taşıyor.
Bir yanda çalışmak zorunda olan kadınlar…
Diğer yanda çalıştığı yerde emeği küçümsenen, sesi bastırılan, sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılan kadınlar.
İş hayatında mobbing gören…
Terfi ederken sorgulanan…
Başarısı tesadüf gibi görülen kadınlar.
Ve ne yazık ki hâlâ bir kadının aklı, emeği, üretimi yerine bedeni konuşulabiliyor bu toplumda.
Kadın hâlâ çoğu zaman bir insan olarak değil, bir cinsel obje olarak görülmenin gölgesinde yaşıyor.
İşte bu yüzden insan sormadan edemiyor:
Kadın olmak mı zor…
Yoksa bu toplumda kadın olarak yaşamak mı zor?
Çünkü kadın olmak doğanın bir gerçeği.
Ama kadın olarak yaşamak çoğu zaman bir mücadele.
Kendini koruma mücadelesi…
Kendini anlatma mücadelesi…
Kendini ispatlama mücadelesi…
Sokakta yürürken bile temkinli olmak zorunda kalmak.
Gece eve dönerken telefonda biriyle konuşuyormuş gibi yapmak.
Bir ortamda fikrini söylerken iki kez düşünmek…
Bunlar bir kadının günlük hayatının sıradan gerçekleri.
Ama bütün bunlara rağmen kadınlar hayatı taşımaya devam ediyor.
Çocuk büyüten…
Ev geçindiren…
Üreten…
Çalışan…
Toplumu ayakta tutan görünmez emeği omuzlayan kadınlar var.
Belki alkış almadan.
Belki görülmeden.
Ama yılmadan.
İşte bu yüzden 8 Mart sadece bir kutlama günü değildir.
Aslında 8 Mart biraz da bir yüzleşme günüdür.
Toplumun aynaya bakması gereken bir gündür.
Çünkü gerçek değişmedikçe,
Kadınların hayatı gerçekten güvenli ve eşit hale gelmedikçe,
8 Mart sadece güzel sözlerin yankılandığı bir gün olarak kalacaktır.
Kadınların gerçekten korkmadan yaşayabildiği,
Emeğinin gerçekten değer gördüğü,
İnsan olarak saygı gördüğü bir ülke kurabildiğimiz gün…
İşte o gün 8 Mart gerçekten bir bayram olacak.
Ama bugün?
Bugün hâlâ birçok gerçeğin gölgesinde.
Her şeye rağmen yaşamaktan, üretmekten, direnmekten vazgeçmeyen kadınların günü.
Her şeyin gölgesinde…
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
