Sömestr tatili…
Çocuklar için neşenin, planların, hayallerin zamanı.
Kızımın günler öncesinden bir isteği vardı: Kızım üniversitede okuduğu için İzmir de yaşıyor
“Anne, anneanneme gidiyorum sende gel . Hep birlikte olalım.”
Gittik.
Ama hayat, her zamanki gibi planlarımızdan birini sessizce kenara itti. Küçük bir hastalık, bir haftalık süreci eve bağladı. Tiyatro biletleri hayal olarak kaldı, müzeler fotoğraflarda. Bir tatil nasıl bu kadar hem dolu hem eksik olabilir, onu yaşadım.
Ama o evde…
O sessiz günlerde…
Ben başka bir şey öğrendim.
Ben anne olmayı çok seviyorum.
Gerçekten.
Ama evlat olmayı daha çok seviyormuşum.
İnsan bunu fark ettiğinde biraz utanıyor aslında. Yıllardır “anne” kimliğiyle yaşarken, “kız evlat” tarafımı bir köşeye bıraktığımı anladım. Hep güçlü olmam gerekti, hep ayakta, hep yetişen… Hasta olsam bile. Yorgun olsam bile. Çünkü çocuklar var, sorumluluklar var, hayat var.
Sonra annem devreye girdi.
Canım anam…
80 yaşında, ama kalbi hâlâ benim çocukluğumu biliyor.
“Hastayım” dedim diye gözlerimin içine baktı. Sevdiğimi bildiği yemekleri yaptı. Çorbalar, meyveler, ballı sular… Beş dakikada bir kapı aralandı:
“İyi misin kızım?”
“Bir şey ister misin?”
Uzun zamandır kimse bana böyle bakmamıştı.
Uzun zamandır kimse beni bu kadar önemsememişti.
O an fark ettim; ben çok uzun süredir kendimi unutmuşum. Anne olmanın telaşında, evlat olmanın rahatlığını rafa kaldırmışım. Annem ise tek bir cümleyle hepsini geri verdi bana:
“Anneyim ya ben, sen hasta olunca içim rahat etmiyor.”
Hani bir söz vardır:
“Ben yanarım yavruma, yavrum yanar yavrusuna…”
İşte tam olarak bu.
Bu söz yaş aldıkça anlam kazanıyor. Gençken kulağa hoş geliyor, ama yıllar geçtikçe içimize işliyor.
Annemin nasıl çift taraflı kavrulduğunu gördüm.
Bir yanda benim hastalığım
Bir yanda torunun gelmiş ve ona olan özlem sevgi
İkimize birden yetişmeye çalışıyor. Kalbi ikiye bölünmüş ama hiç sitemi yok. Birimize bakarken diğerini düşünüyor. Yoruluyor ama durmuyor. Çünkü annelik böyle bir şey; bitmeyen bir mesai, ömür boyu süren bir nöbet.
O günlerde şunu hissettim:
Anne olmak güçlü hissettiriyor.
Ama evlat olmak insanı iyileştiriyor.
Annem beni iyileştirdi. Sadece hastalığımı değil, içimdeki yorgunluğu da. Bana yeniden “çocuk” olmanın ne demek olduğunu hatırlattı. Yaslanmayı, şımarmayı, susup dinlenmeyi…
İyi ki varmış anam.
İyi ki hâlâ başımızda, hâlâ kalbi bizimle atıyor.
Allah seni başımızdan eksik etmesin. Sana acı göstermesin.
Biz seni çok ama çok seviyoruz.
Anne Evlat döngüsü olan bu garip döngüde, her gün biraz daha seni anlıyoruz.
