Yılın son günleri…
Sokaklarda ışıklar biraz daha parlak, insanlar biraz daha yorgun ama bir o kadar da umutlu. Takvimlerin son yaprağı sessizce dururken, içimizde garip bir heyecan var. Sanki yeni yıl yalnızca bir tarih değil; içimize dolan taze bir nefes gibi.
Geride kalan yıl bize çok şey öğretti. Sabretmeyi, vazgeçmemeyi, bazen de susmayı… Kimi zaman güldük kahkahalarla, kimi zaman gözlerimiz dolu dolu baktık hayata. Her şeye rağmen ayakta kaldık. Belki biraz yorulduk, belki eskisi kadar hızlı değiliz ama daha güçlüyüz. Çünkü yaşadık, öğrendik ve devam ettik.
Yeni yıl, büyük mucizeler vaat etmez aslında. Ama umut ederken yüzümüze yerleşen o tebessümü çok iyi bilir. “Belki bu yıl” diye başlayan cümleleri sever. Yeni hayaller kurmayı, yarım kalanları yeniden hatırlamayı, kalbimizin unuttuğu sevinçleri geri çağırmayı… İşte yeni yılın asıl sihri tam da burada saklıdır.
Bu yıl daha çok gülmek istiyoruz. Daha çok sarılmak, daha çok hissetmek… Telefonlara değil gözlere bakarak sohbet etmek, acele etmeden yürümek, küçük mutlulukları ertelememek istiyoruz. Çünkü anladık ki mutluluk, uzak bir hedef değil; tam da şu anın içinde saklı.
Yeni yıl sofraları biraz daha kalabalık olsun. Dostluklar daha sağlam, sözler daha içten… Sevdiklerimizle paylaşılan bir çay, plansız gelen bir mesaj, beklenmedik bir gülüş bazen en büyük hediyedir. Hayat, bize çoğu zaman küçük ama kıymetli anlarla gülümser.
Bu yıl kendimize de daha iyi davranalım. Her şeye yetişmek zorunda değiliz. Kusursuz olmak zorunda hiç değiliz. Bazen durmak, bazen sadece nefes almak da cesarettir. Yeni yılda kendimizi yargılamak yerine anlamayı seçelim.
Takvim değişirken dileğimiz çok şey değil aslında: Daha fazla umut, biraz daha huzur, bolca kahkaha… Yeni yıl, kalbimizi yormadan ama içimizi ısıtarak gelsin. Ve her sabah, “İyi ki buradayım” dedirtsin.
Yeni yıl hepimize; ışığı bol, yükü az, mutluluğu gerçek olsun.
